2 Ekim 2012 Salı

Son Beş Yılda Konut Kredileri Adeta Patladı



Yeni Şafak yazarlarından Yaşar Süngü bu haftaki yazısında Merkez Bankası’nın indirim kararını ve kredi borçlarının borçla kapatıldığının altını çizdi. Süngü yazısında şu konulara değindi: 

Ak Parti’nin iki önemli ekonomi bakanı arasındaki Gaz-Fren polemiğine Başbakan Erdoğan da katılınca konu haftanın gündemine oturdu.

Bakan Zafer Çağlayan, Merkez Bankası’nın faizleri indirmeyerek sürekli fren basıp balataları eskittiğini, artık gaza basması gerektiğini söylerken, Bakan Ali Babacan da küresel ekonomide yangın varken gaza basmanın doğru olmayacağını, dolayısıyla temkinli gitmenin her zaman akıllıca olduğunu açıklayarak bir anlamda Çağlayan’a cevap verdi.

İki Bakan arasında karşılıklı ama tatlı biçimde süren söz düellosuna Başbakan’da katıldı.İki bakanına da hak veren Erdoğan, Merkez Bankası‘nın özerk olduğunun altını çizerken, kişisel fikrinin faizlerin yüksek seyrettiği ve inmesi olduğunu da vurguladı.

Merkez Bankası’nın Faiz Politikası Sadece İş Dünyasını İlgilendirmiyor 

Halk arasında çok kullanılan tabirle Merkez Bankası bugüne kadar ne İsa’ya yaranabildi ne Musa’ya. Merkez Bankası’nın faiz politikası Ak Parti’den önceki dönemlerde de sert eleştirilere maruz kalıyordu. Merkez Bankası’nın faiz politikası sadece iş dünyasını ilgilendirmiyor.

Alınacak bir faiz kararı, işçisinden memuruna, köylüsünden emeklisine kadar ekonomik sınıfların tamamını etkiliyor.

Eskiden Komşu Vardı Şimdi Banka Var

İslam’da birbirlerine yardımda Karz-ı hasen (Güzel borç) vardı. İnsanlar, maddi ihtiyaçlarını faizsiz olarak komşu ve akrabasından karşılardı. Küresel sistem, önce atomu parçalar gibi aileyi parçaladı, onu çekirdeğe çevirdi. Çekirdek aileyi de mahalleden çıkardı, iki odalı misafir odasız apartman dairelerine yerleştirerek akrabalığı kaldırdı. Evlerin içine de televizyonu yerleştirerek komşuluğu öldürdü. Komşu ve akraba yerine de her tarafa banka adını verdiği para satan yerler açtı.

Bu faizle para satan kurumlara da ekrandan her akşam, ‘Senin en yakın akraban da benim, komşunda, ne istiyorsan bana gel’ dedirtti.

Sonuç ortada; Dün konut sahibi olmak, evlenmek ya da araba almak için komşusuna veya akrabasına giden vatandaş, bugün bu ihtiyaçları için zihnine kazınan tek adrese gitti: Bankalara.

Komşuyu ve akraba kapısını kapatan vatandaş kısa vadeli nakit sıkıntısına çareyi ‘Banka Kredisi, Kredi Kartı, Kredili Mevduat Hesabı’nda buldu.

Başını sokacak ev hayalindeki kesimler ise, ortalama 10 yıllık geleceğini ipotek altına sokarak kullandığı kredilerle son beş yılda konut kredileri adeta patlattı. Taşıt kredilerinde görece düşük rakamlar gerçekleşirken genel eğilim ‘acil nakit çözümleri ve zorunlu konut ihtiyacı’ olarak belirdi. Vatandaşların kullandığı toplam tüketici kredileri son beş yılda yüzde 154 oranında artışla 172 milyar liraya ulaştı. Günü kurtarma peşindeki vatandaşa ‘ilaç’ olan bankaların kredili mevduat hesapları ise aynı dönemde ikiye katlanarak 4 milyar lirayı geçti. Alış-verişten ziyade artık nakit ihtiyacının vazgeçilmez öğesi haline dönüşen kredi kartı borçları ise beş yılda iki katından fazla artış göstererek 58 milyar lirayı aştı.

Bir yandan işsizlik, bir yandan ücret zammı alamayan çalışan yoksullarla borcun borçla kapatılması eğilimi hızlandı.

15 milyon ücretli işçi-memur, sayıları 10 milyona ulaşan emekli kesim için geçim şartları biraz daha zorlaştı. Haneye giren gelirin azalması halinde, her dört kişiden birinin kredi kartı borcunu ödeyemediği bir konjonktürde tablonun daha da kötüleşmesi kaçınılmaz. İhtiyaç kredisindeki büyük artış, borcun borçla kapatıldığının delili. Konut kredisi ve ihtiyaç kredisindeki artışa karşılık taşıt kredisine iştahın kesik olması ise düşündürücü.

Gaz-Fren tartışmasına geri dönersek,

Merkez Bankası’nın faizleri indirmesi veya sabit tutmasını ne kadar tartışıyorsak, toplumun geleceği için vatandaş kalitesini nasıl artırabiliriz sorusuna da cevap aramamız gerektiğini düşünüyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder