Kıbrıs Gazetesi’den edinilen bilgilere göre, Yüksek Mahkeme Başkanı Nevvar Nolan, toplumun en büyük yaralarından birinin yüksek faiz oranları nedeniyle yaşanan olumsuzluklar olduğuna işaret etti. Faiz sınırlaması konusunda Anayasa Mahkemesi’nin 6 yıl önce verdiği karara rağmen, “yasa koyucunun (meclis) gerekli düzenlemeyi yapmadığına” dikkat çekti.
Nolan, “Yani bugün faiz anaparanın 2 katı da olabiliyor, 3 katı da, 5 katı da 10 katı da olabiliyor. Bu toplumun içinde bir yaradır. İşadamlarıyla konuşursanız hepsinin dile getirdiği bir konudur bu ve bu yarayı sarmak lazım” dedi.
Nolan ayrıca, mahkemelerdeki ceza davalarında son yıllarda bir artış olmamasına karşın toplumu rahatsız edecek ciddi suç türlerinde bir artışın olabileceğini belirterek, “Sayısal olarak genelde bir artış yok ama, bazı suç türlerinde sokakta yürüyen vatandaşı, hatta bizi çok çok rahatsız eden suç türlerinde artış olduğu doğrudur” şeklinde konuştu.
Nevvar Nolan, 2012-2013 Adli Yıl’ın açılışı nedeniyle düzenlediği basın toplantısında, yargının genel durumu hakkında bilgiler verip, davalar konusunda değerlendirmelerde bulundu. Basın toplantısında Yüksek Mahkeme Başmukayyidi Neşe Başkan da hazır bulundu.
Yasama Organı İşini Neden Yapmıyor?
Banka davalarının son yıllarda mahkemelerde geniş bir yer tuttuğuna da işaret eden Nevvar Nolan, “Nedendir bilmiyorum. Tek başıma da bilmek istemiyorum. Bu da bir ekip işidir. Psikologların ekonomistlerin ve finans sektöründekilerin bir araya gelip doğru teşhisler koymaları lazım” dedi. Vatandaşların aldıkları kredileri ödeyemediklerini, bunun ya imkanlarının ötesinde borçlanmadan, ya da borç yükümlülüğü altına girdikten sonra mali durumlarında bozulma olmasından dolayı kaynaklanabileceğine de işaret eden Nolan, hemen yargıya yansıyan bu yöndeki davaların üzücü şeyler olduğunu söyledi.
Nolan bu konuda şöyle konuştu:
“Daha önce faiz oranları ile ilgili bir kısıtlama vardı. Bunu da belirleyen Merkez Bankası’ydı. ‘Faiz ana paranın 2 katını, 3 katını aşamaz’ diye zaman zaman bu oranları Merkez Bankası belirliyordu. Takriben 6 yıl önce Anayasa Mahkemesi bir karar verdi ve Merkez Bankası’nın bu belirlemelerinin ve takdirlerinin Anayasa’ya uygun olmadığı sonucuna vardı ve bunu iptal etti. Ama ‘Bu yanlıştır’ diye iptal etmedi. ‘Yasama organının, yasa koyucunun ana hatları belirlemesi ve ondan sonra buna bağlı bir yetkinin Merkez Bankası’na devredilmesi olabilir’ diye bir ifadede bulundu.
Umut ve beklenti o güne göre çok ciddi sonuç veren böyle bir Anayasa Mahkemesi kararından sonra yasa koyucunun derhal oturup gereğini yapması beklenirdi. Benim bildiğim kadarıyla yasa koyucu böyle bir çaba içerisine girmedi. Girmediği için de bu gün bir kat sınırlaması yok. Yani bugün faiz ana paranın 2 katı da olabiliyor, 3 katı da, 5 katı da 10 katı da olabiliyor. Bu toplumun içinde bir yaradır. İşadamlarıyla konuşursanız hepsinin dile getirdiği bir konudur bu ve bu yarayı sarmak lazım.”
Taşınmaz Mal Bulmazsanız O Zaman Taşınır Mallarına El Koyacaksınız
Taşınmaz mallarla ilgili davalara değinirken, çoğu zaman hükümlü borçluların üzerlerinde taşınmaz mal bulunmadığına dikkati çeken Nolan, bu konuda özetle şunları söyledi:
Taşınmaz mal bulmazsanız o zaman taşınır mallarına el koyacaksınız. Taşınır mallar da kolay kolay bulunmuyor. O zaman son çare Mahkeme’ye başvuruyorsunuz ve davalarınızın hiç olmadık size taksitlerle ödenmesi için bir arayışa giriyorsunuz. Bu külfetli bir iş midir? Evet külfetli bir iştir. Yani hükümlü alacaklının şikayet etmesi lazım, mahkemeye gelmesi lazım. Şahadet vermesi lazım. Bizim için bunlar çok kolay ama, sokaktaki vatandaş için çok kolay değildir. Mahkeme borçlunun sahip olduğu mali imkanlar ölçüsünde bir rakam saptıyor ve o rakamı ödemesini emrediyor. Ödemezse tekrar mahkemeye gelecek. Hakim onu dinleyecek ve neticede bir hapislik emri verecek. Uzun lafın kısası bu işler zor.
Ancak çok ciddi rakamlarda hükümlü borcu olan kişilerin bu hükümlü borçlarını ödemedikleri durumlarda ve üstelik daha da acısı üzerlerinde taşınmaz mal, veya taşınır mal bulunmadığında saptandıktan sonra, bu küçücük ülkede ülke standartlarının çok üstünde bir yaşam sürdürmelerine bazı kişilerin vicdanında bir rahatsızlığa neden oluyor. Ki buna yüzde yüz katılıyorum. Bu duruma sizin kadar biz de üzülüyoruz. Demek ki yasa koyucunun bu duruma bir el atması gerekir. Bazı şeylerin daha sıkı takip edilmesi gerekir ve bununla ilgili yasal düzenlemenin yapılmasında, en azından toplumsal barış açısından gereksinim vardır.”

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder